İçeriğe geç

Saraylar ve pastalar şehri Viyana’da sonbaharı karşılamak…

IMG_0965
Belvedere Sarayı

Avusturya’nın başkenti Viyana, tarihte Osmanlı’nın iki kere kuşatıp başarılı olamadan geri döndüğü, Avrupa’daki ilerlemesini durduran, geçit vermeyen bir kent… Belki de bu yüzden Batı’nın, Avrupa kültürünün koruyucusu olarak zihnimde yer etmiş. Viyana ve İstanbul birbirine rakip iki büyük imparatorluğun başkentleri olarak yüzyıllar boyu bu hassas ilişkilerin ve savaşların yönetildiği iki merkez olmuş. Bugün ise Viyana ve İstanbul birbirinin kardeş şehirleri… Merak ettiğim bir yerdi. Henüz Türkiye’de yazın devam ettiği Kurban Bayramı tatilinde Viyana’ya gittim ve sonbaharı, ona bizden önce merhaba diyen bu şık saraylar ve pastalar şehrinde karşıladım.

IMG_1009
Hofburg Sarayı

Yüzyıllar boyu imparatorlukların başkenti olan Viyana; büyük bahçeli ihtişamlı sarayları, iyi korunmuş şık Art Nouveau binaları, bakımlı caddeleri, mağazaları, kafeleri, atlı arabalarıyla, eskinin hâlâ yaşamaya devam ettiği, şık bir şehir. Sarayların önünden geçen atlı arabaları görünce insan sanki zamanda yolculuğa çıkmış gibi hissediyor… Bu şehirde bir tarih filmi çekmek zor olmaz diye düşündüm.

IMG_1011
Hofburg Sarayı

Habsburg Hanedanı’nın dünyasını, İmparator Franz Joseph ve Sisi olarak bilinen ünlü İmparatoriçe Elisabeth’in yaşadığı yerleri merak ediyorsanız, Viyana’daki hem ihtişamlı, hem de zarif olan sarayları gezebilirsiniz. Habsburgların 1279’dan 1918’e kadar oturduğu Hofburg Sarayı, 1848-1916 yılları arasında imparatorluğu yöneten Franz Joseph’in doğduğu Schönbrunn Sarayı ve Savoy Prensi Eugen için yaptırılan Belvedere Sarayı gezilecek yerlerin başında geliyor.

IMG_0947
Belvedere Sarayı

Viyana’nın gelişme döneminde inşa edilen, barok tarzdaki Belvedere, Osmanlı’ya karşı önemli askeri başarılar kazanan Savoy Prensi Eugen’in yazlık sarayı olarak 18. yüzyılın ilk çeyreğinde inşa edilmiş. Bugün müze olarak ziyaretçilerini ağırlayan Belvedere’nin önemli bir özelliği, asker kimliğinin yanı sıra bir filozof ve sanatsever olarak Prens Eugen’in yaşamı boyunca topladığı sanat eserlerine ev sahipliği yapıyor olması… Avusturya sanatının önemli eserlerinin sergilendiği Belvedere’de, dünyanın en büyük Gustav Klimt koleksiyonu bulunuyor. Ünlü Avusturyalı ressamın birçok eseri ve altın pırıltılı bir aşk tablosu olan “Der Kuss”u burada görebilirsiniz. Klimt’in altın pırıltılı tablolarında Bizans mozaiklerinden esinlendiğini öğrendim. Orijinal tablonun önünde fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor ama zamana uyularak bir “selfie kopyası” fotoğraf çekimleri için müzenin girişine yerleştirilmiş. Bir diğer meşhur Avusturyalı ressam Egon Schiele’nin de eserlerini Belvedere’de görebilirsiniz.

Bu ziyaretimde Gustav Klimt’in Viyana ve Avusturya kültürü için çok önemli olduğunu öğrendim. Şehrin mimarisinde de, tarihinde de etkisi var. Klimt, İmparator Franz Joseph’in Viyana’ya modern bir Avrupa metropolü görüntüsü vermek amacıyla tasarlattığı Ringstrasse ve buradaki görkemli binaların tasarım ve dekorasyonunda da görev almış. Yakın zamanda sinemalarda gösterilen “Woman in Gold” filminde de Klimt’in ve özellikle “Adele” isimli tablosunun Avusturya kimliğindeki yeri vurgulanıyor, kendisinin Avusturya ile özdeşleşmiş bir ressam olduğundan bahsediliyordu.

IMG_1073
St. Stephan Katedrali

Viyana’nın bir diğer özelliği ise, müzik şehri olması… Klasik müzik ve operaya değer verildiğini hissedebiliyorsunuz. Müzik, şehrin tarihinin ve bugününün içine işlemiş. Mozart başta olmak üzere Haydn, Strauss I, Strauss II, Vivaldi, Chopin ve daha nice ünlü besteci Viyana’da yaşamış ve üretmiş. Şehirde yürürken eskiden yaşadıkları binaları gösteren yazılara rastlayabiliyorsunuz. Bu müzik başkenti, onları mıknatıs gibi kendine çekmiş olmalı… Viyana’ya gelmişken Karl Kilisesi (Karlskirche), St. Stephan Katedrali veya başka bir kilisede konsere gitmenizi öneririm. Katedralin önünde eski dönem kıyafetleri giymiş, sizi konsere davet eden görevlileri göreceksiniz.

IMG_0900
Karlskirche

Ayrıca, Staatsoper, Volksoper, Musikverein ve Konzerthaus’un programlarına bakabilirsiniz. Yılda yaklaşık 50 opera ve 20 bale temsilinin yapıldığı Staatsoper’in (Viyana Devlet Operası) binasının dışına büyük bir ekran yerleştirilmiş ve sandalyeler dizilmiş. Operalar, temsil sırasında dışarıdaki bu ekrana da yansıtılıyor ve dileyenler hiçbir ücret ödemeden buradan izleyebiliyor. Çok güzel düşünülmüş. Sokaktan geçerken siz neden izleyemeyesiniz? Müzik şehrine yakışır, ilham verici bir uygulama… Keşke bizde de olsa!

IMG_0862
Staatsoper (Viyana Devlet Operası)

Mozart’ın müze evi Mozarthaus da St. Stephan Katedrali’nin çok yakınında bulunuyor. Dışarıdan görmek bile çok heyecan verici…

Viyana’da tüm dünyanın tanıdığı ünlü psikanalist Sigmund Freud’un müze evi de bulunuyor. Freud’un 1891-1938 yılları arasında yaşayıp çalıştığı bu evi gezebilirsiniz. Bu özel şehirde kim bilir daha kimler yaşamış diyor insan!

IMG_0916
Hundertwasserhaus

“Dünyada cenneti yaşamanın aslında ne kadar kolay olduğunu göstermek istiyorum” diyen Avusturyalı ressam Hundertwasser’in tasarladığı rengarenk, düz çizgilerin olmadığı, doğayla barışık, yeşilliklerin fışkırdığı, sıra dışı Hundertwasserhaus ve hemen karşısındaki Hundertwasser Village isimli çarşıyı da görebilirsiniz. Burası bir sosyal konutmuş ve Hundertwasser’in dokunuşuyla bir masal dünyasına dönüşmüş.

Osmanlı’nın dokunuşu

Osmanlı’yla savaşlar olsa da, arada yakın bir ilişki olmasından dolayı, karşılaşmalardan iki tarafta da insanlar birbirlerinin kültürünü merak etmiş, etkilenmiş ve etkilemiş… Savaşların geri planında bu ilişkiden kültür alışverişi çıkmış. Belvedere’nin web sitesindeki bilgiye göre, 18. yüzyılda, Avrupa’da bir à la turca modası varmış. Osmanlı’yla ilişkiler sayesinde lale ve mısır gibi birçok bitki Avrupa’ya hızla yayılmış. Bu bitkilerin çoğu Orta Avrupa’ya diplomatik hediyeler olarak ulaşmış. Özellikle Türk tekstili ve halıları çok popüler hale gelmiş. Mozart da Osmanlı kültüründen esinlenerek “Saraydan Kız Kaçırma” operasını ve “Türk Marşı”nı bestelemiştir.

Ve Osmanlı’nın dokunuşu, Viyana kültürüne çok önemli iz bırakacak bir hediye sunmuş. Ne mi? Tabii ki kahve… Viyana’ya kahvenin 1683’te Osmanlılar tarafından getirildiği biliniyor. Kuşatmanın ardından geri çekilen ordunun bıraktığı kahve çekirdeklerinden yayılmış kahve Viyana’ya… Viyana’dan da Avrupa’ya… Kahve Viyana’da çok sevilmiş ve şehrin sosyal yaşamında önemli bir yer tutan “kaffeehaus” geleneği ortaya çıkmış. Bu gelenekte, kafeye gitmek demek, sadece bir kahve içmek demek değil. Esas olan o atmosferde zaman geçirmek… Şehir rehberinde bu gelenekle ilgili şöyle yazıyor: “Kafelerde insanlar evdedirler ama evlerinde değillerdir, tek başlarınadırlar ama yalnız değillerdir, tanınırlar ama rahatsız edilmezler.” Kimi hayal kurar, kimi okur, kimi yazar, bu ortamda kendilerini huzurlu hissederler. Edebiyatçılar, sanatçılar kafelerde buluşur. İşte Viyana kafeleri, böyle bir ikinci adres görevi görüyor. Bugün küresel kahve zincirlerinde bile biraz olsun bu hava yok mu?

IMG_1090
Julius Meinl

Graben Caddesi’nde, Viyana’da 1862 yılında kurulmuş ünlü Julius Meinl markasının bir kafe ve mağazası var. Firmanın web sitesinden de okunabileceği gibi, Julius Meinl logosunda, Viyana’nın kahveyle ilk tanışmasına vesile olan Osmanlılara saygıdan fesli bir çocuk yer alıyor.

Ve başrolde pastalar…

Viyana’da pastalar başrolde… Gider gitmez ilk durağımız 1876’dan beri hizmet veren Hotel Sacher oldu.

IMG_0850
Hotel Sacher

Hotel Sacher’in kafesi Cafe Sacher’de meşhur, kayısı marmelatlı çikolatalı pasta Sachertorte’yi tatmalısınız. Dünyaca ünlü bir lezzet… Apfelstrudel’i de çok güzel. Yanında ise Viyana’ya özgü Melange kahvesi içebilirsiniz.

IMG_0836IMG_0845

 

 

 

 

 

 

 

Hofburg sarayının hemen karşısında, şık alışveriş caddesi Kohlmarkt’ta bulunan, 1786’da kurulmuş, saray pastacısı unvanına sahip Demel pastanesinde de birbirinden güzel ve lezzetli pastalar var. Tarihi atmosferinde oturmak ve pastalara sadece bakmak bile çok zevkli…

IMG_1029IMG_1025

Viyana’ya gitmişken burada en meşhur yemeklerden olan schnitzel ve sosisleri tadabilirsiniz. Figlmüller restoranı, tabaktan taşan schnitzelleriyle ünlü…

Opera Binası ve St. Stephan Katedrali arasında uzanan Kärntner Straße, mağazaların, hediyelik eşya dükkanlarının bulunduğu uzun bir alışveriş caddesi. Eski ve yeninin iç içe olduğu, taşıt trafiğine kapalı bu cadde İstiklal Caddesi’ni andırıyor. Burada dikkat çeken markalardan biri Swarovski… Bohemyalı Daniel Swarovski tarafından Avusturya’da kurulmuş ünlü kristal markası Swarovski’nin mağazasına uğrayabilirsiniz.

IMG_0874
Swarovski

Yine bir Avusturya markası olan Freywille’nin mağazalarına da Viyana’da sık rastlayacaksınız. Freywille’de Klimt’ten esinlenilerek tasarlanmış mücevher ve eşarp koleksiyonları bulunuyor.

IMG_1056
Graben

Viyana’da toplu taşıma araçlarıyla şehir içinde rahatça ulaşımınızı sağlayabilirsiniz. Bazı diğer Avrupa kentlerinde de olduğu gibi metro ve otobüslerde turnike sistemi görmedim. Metroda, Viyana’nın toplu taşıma operatörü Wiener Linien’in bir bilgi panosu dikkatimi çekti. “Die Stadt gehört Dir” (Şehir sana ait) sloganının yer aldığı panoda, toplu taşıma araçlarına binerken kart alınmasını teşvik eden, Viyanalıların yardımlarıyla daha iyi hizmet verdiklerini açıklayan bir yazı vardı. Vatandaşını özgür bırakan ve ona güvenen bir yönetim anlayışı… Buna özenmemek mümkün mü?

(Keyifli Alışveriş Dergisi’nin Kasım 2015 sayısında yayınlanmıştır.)

3 Yorum

  1. Deniz Birsen Deniz Birsen

    Baharcığım
    Bu yazını inanılmaz başarılı buldum. Viyana’yı merak eden bir okuru az(ama yeterli) ve öz bir şekilde bilgilendirmişsin. Hem kişisel gözlemlerini hem de araştırma sonucu ilgini çeken verileri çok iyi birleştirmişsin. Ben şahsen Viyana’yı görmüş biri olarak bile tekrar gidersem yazının yararlı olacağı hissini duydum.
    Yazılarının devamını bekliyor, tekrar kutluyorum.

  2. Hande Yurtsever Hande Yurtsever

    Fotoğraflar en az yazın kadar davetkar 🙂

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir