İçeriğe geç

Mavi suların buluştuğu kent Knidos

IMG_2663-k

Knidos Antik Kenti, Datça Yarımadası’nın ta en ucunda, Tekir Burnu’nda yer alıyor. Oraya doğru giderken gördüğünüz ufak tefek köyler dışında bu bölgede yerleşim yok. Ülkemizin en güneybatı ucunda olmanın verdiği bir heyecan duyuyorsunuz. Burası aynı zamanda Ege Denizi’nin Akdeniz’le buluştuğu yer… Masmavi deniz, antik kentin kalıntıları ve birkaç tekneden başka bir şey yok.

IMG_2659-k

Sağınız, solunuz, her yer büyük maviliklere açılıyor. Cennetten bir parça yeryüzüne düşmüş gibi… Datça’ya 38 km uzaklıktaki Knidos’a kara veya deniz yoluyla gidilebiliyor. Arabayla giderken zeytin ve badem ağaçlarının arasından geçen dar bir yolu takip ediyorsunuz. Konumu ve doğal güzelliğiyle insanı büyüleyen, sanki dünyanın ucunda gibi hissettiren bir yer… Ne de olsa, MÖ 64-MS 24 yılları arasında yaşamış olan Yunan tarihçi, coğrafyacı ve filozof Strabon, “Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse onu Datça Yarımadası’na bırakır” demiş. O zamanlardan bu zamana birçok şey değişmiş belki, ama denizin mavisi ve doğanın güzelliği aynı. Ve ne mutlu ki bizler de Strabon’un ne demek istediğini çok iyi anlıyoruz.

IMG_2785-k

IMG_2716-k

Bir zamanlar Batı Anadolu’nun en önemli kıyı kentlerinden biri olan Knidos’un kuruluşuyla ilgili antik kentteki bilgilendirme panoları ve British Museum tarafından yayınlanan “The Lion of Knidos” kitabından edindiğim bilgilere göre, Dorlar tahminen MÖ 7. yüzyılda Yunanistan’dan Datça Yarımadası’na gelerek yerel halkla karışmış. O zamanki kentin yarımadanın ortasında, bugün “Eski Knidos” denen yerde olduğu sanılıyor. Knidos, MÖ 6. yüzyılda zengin bir kent olmuş. MÖ 360 civarında ise tüm yarımada halkı birleşip yarımadanın ucunda yeni bir kent kurmuş. Yeni konumunda MÖ 4. yüzyılda bir dünya şehri, bir metropol olan Knidos, en parlak çağını Hellenistik dönemde (MÖ 300-30) yaşamış.

IMG_2802-k

IMG_2721-k

Strabon, Knidos’un yarımadanın ucu ile önündeki adada kurulduğunu belirtmiş ve dik yamaçlara kurulan kenti yukarıya doğru uzanan yapısından dolayı bir tiyatroya benzetmiş. Adayla yarımada arasındaki deniz doldurularak iki yaka birleştirilmiş ve biri kuzeye diğeriyse güneye bakan iki liman oluşturulmuş. Knidos’un kuzeydeki limanı askeri, güneydeki limanı ise ticari amaçla kullanılıyormuş. Denizleri buluşturan Knidos’un sanki limanlarının birisi Akdeniz’den, diğeriyse Ege Denizi’nden sorumluymuş. Denizden gelebilecek saldırılara açık olan kent, sağlam surlar ve gözetleme kuleleriyle korunuyormuş ki bu kuleler günümüzde hâlâ görülebiliyor.

IMG_2787-k

Konumu nedeniyle deniz ticareti Knidos için büyük önem taşıyormuş. Geniş bir coğrafyaya bereketli topraklarında yetişen ürünlerini ihraç eden Knidoslular, şarap ve zeytinyağı ticaretinde ün salmışlar. Knidos, ayrıca önemli bir seramik üretim merkeziymiş.

IMG_2709-k

Knidos özellikle Afrodit Heykeli’yle ünlüymüş ve insanlar onu görmek için ta uzaklardan gelirmiş. Atinalı heykeltıraş Praksiteles’in Knidos için yaptığı ünlü heykel maalesef günümüzde bulunamadığı için sadece kaidesi görülebiliyor. Aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’in bu heykeli, dünyadaki ilk çıplak tanrıça heykeli olarak biliniyor. Praksiteles, beyaz mermeri canlı gibi görünen heykellere dönüştürme yeteneğiyle meşhurmuş. Knidosluların çok sevdiği ve benimsediği heykel, her iki limana hakim konumda olan Afrodit Tapınağı’nın ortasındaymış. Heykel, Knidos sikkelerinin üstünde de yer alıyormuş. Afrodit Heykeli’nin çeşitli dönemlerde yapılmış olan kopyaları bugün Louvre Müzesi ve Vatikan Müzesi gibi dünyanın belli başlı müzelerinde sergileniyor.

Ticaretin yanı sıra bilim, kültür ve sanat alanlarında da gelişmiş olan Knidos’ta çok değerli insanlar yaşamış. Örneğin, Knidoslu ünlü matematikçi Eudoksos, rasathanesinde yıldızları incelemiş ve astronomi araştırmaları yapmış. Eudoksos’un geliştirdiği, Hellenistik döneme ait ve dönemin büyük buluşu olan güneş saati, Knidos’ta bugün hâlâ görülebiliyor. Güneş saati, merkeze uzatılan bir çubuğun sayı ve işaretlerin üstünde oluşturduğu gölge yardımıyla zamanı ve mevsimi gösteriyor.

IMG_2795-k
Güneş saati

Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri sayılan ancak ne yazık ki günümüze ulaşamayan 135 metrelik İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos da bir Knidoslu…

Ayrıca Knidos’ta, Kos’taki meşhur tıp merkezine yakın seviyede bir tıp okulu da varmış.

Dört tiyatrosu bulunan Knidos’ta tiyatrolar hem eğlence amaçlı, hem de buluşma yeri olarak kullanılırmış. Örneğin kentin demokratik yönetim konseyinin toplandığı yermiş.

IMG_2810-k

Ticari limana bakan tiyatro bugün hâlâ ayakta. Büyük tiyatro ise bugüne maalesef ulaşamamış çünkü taşları başka yapılarda kullanılmak için götürülmüş. Hatta “The Lion of Knidos” kitabında, söylentiye göre taşların 19. yüzyılda Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Kahire’deki sarayının inşasında kullanıldığı yazıyor. Bir başka söylentiye göreyse, Dolmabahçe Sarayı’nın merdivenlerinin yapımında da büyük tiyatronun taşları kullanılmış.

Knidos’u gezerken Hristiyanlık döneminden kalma kiliselerin tabanlarındaki renkli mozaikler görülebiliyor. Bugüne ulaşmış olmaları heyecan verici.

IMG_2767-k

MS 7. yüzyılda Arapların istilasına uğrayan ve daha sonra depremlerle tahrip olan kentin muhtemelen bundan sonra terk edildiği sanılıyor.

IMG_2714-k

IMG_2729-k

Knidos’ta ilk kazı ve araştırmalar 1857-59 yıllarında İngiliz arkeolog Sir Charles Thomas Newton tarafından British Museum için yapılmış. 1967-77 arasında ise I. C. Love başkanlığındaki bir Amerikan heyeti tarafından sistemli kazı ve araştırmalar gerçekleştirilmiş. 1988’den beri ise, Prof. Dr. Ramazan Özgan başkanlığındaki Selçuk Üniversitesi heyeti tarafından bilimsel araştırma ve kazılar, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı adına yürütülüyor.

IMG_2712-k

Newton ve ekibinin kazılarında ortaya çıkan bir eser var ki, onun öyküsünü ayrıca anlatmak lazım.

Knidos Aslanı’nın Tekir Burnu’ndan British Museum’a yolculuğu…

Bugün Knidos’taki hediyelik eşya dükkanında satılan çantanın veya görevlinin tişörtünün üstünde yer alan, Knidos’un simgesi haline gelmiş Knidos Aslanı’nın öyküsü hayli ilginç… Acaba aslan antik kentin neresinde diye aramayın, çünkü o bugün çok uzaklarda…

IMG_2707-k

2,89 metre boyunda ve 1,82 metre yüksekliğindeki, yaklaşık 6 ton ağırlığındaki beyaz mermerden Knidos Aslanı heykelinin MÖ 2. yüzyılda yapıldığı düşünülüyor. Gözlerinin içi bugün boş ama eskiden muhtemelen cam parçalarla dolu olduğu ve denizden bakıldığında pırıl pırıl parladığı sanılıyor.

Bu gizemli heykel, 1858 yılında yapılan kazılarda bulunarak İngiltere’ye götürülmüş ve British Museum’un koleksiyonuna katılmış. İngiltere’den Knidos ve Bodrum’da kazı için gemiyle gelen Newton ve ekibi, dönemin Osmanlı yönetiminden izin alarak kazılarını gerçekleştirmiş. Aslan, Newton’un ekibindeki mimar Richard Pullan tarafından, Knidos’un surlarının dışındaki nekropoliste (mezarlık) yere düşmüş ve yan yatar pozisyonda bulunmuş ve çok büyük heyecan yaratmış. Heykelin, Knidos’un merkezine birkaç kilometre uzaklıktaki mezarlıkta, denize bakan bir tepede inşa edilmiş olan 18 metre yüksekliğindeki anıt mezarın üstünde yer aldığı tahmin ediliyor.

IMG_2667-k

Knidos, konumu ve doğasıyla oraya giden kazı ekibini de büyülemiş. Newton’un kazı ekibinde fotoğrafçı da varmış ve bu sayede çalışmalarını fotoğraflayabilmişler. Newton, fotoğrafçı çalıştıran ilk arkeologlardanmış.

Aslan heykelinin yapılış nedeniyle ilgili çeşitli görüşler var. Muhtemelen Knidos’un gücünü simgeliyordu, çünkü denizden gelenler ilk olarak onun heybetiyle karşılaşıyorlardı. Knidos sikkelerinde de aslan figürü yer alıyordu. Ayrıca, denizcilere yol gösterme işlevi olduğu da sanılıyor. Heykelin üstünde bulunduğu anıt mezarın, MÖ 394 yılındaki Knidos Deniz Savaşı’nda Spartalılara karşı zafer kazanan Atinalı amiral Conon’un anısına inşa edilmiş olabileceği de düşünülüyor.

Heykelin ne zaman tahrip edildiği bilinmemekle birlikte, depremlerle yıkılmış veya Hristiyanlık döneminde yapıyı bir arada tutan metal parçaları çıkarmak için sökülmüş olabileceği belirtiliyor.

Aslan, bulunduktan sonra büyük uğraşlarla, yaklaşık bir ay süren çalışmalarla gemiye tek parça halinde yüklenebilmiş. Bu çalışmalara yerel halk da katkıda bulunmuş. Kitapta bu süreç, “rescue of the lion” yani “aslanın kurtarılışı” olarak geçiyor.

Bugün heybetli Knidos Aslanı, Londra’daki ünlü British Museum’un girişindeki büyük alanda (Great Court) sergileniyor ve müzeye gelen ziyaretçileri ilk o karşılıyor. Bu da ona verilen önem ve değeri gösteriyor.

Heykel hakkında bilgi ve heykelin fotoğraflarına British Museum’un web sitesinden ulaşabilirsiniz.

Knidos Aslanı’nın, heykeltıraş Elbruz Denge tarafından yapılmış, orijinalinin büyüklüğüne yakın bir kopyası ise Datça limanında görülebiliyor.

IMG_4398-k

Denize bakıyormuş Knidos’tayken… Keşke buraları bırakmasaymış diye düşünüyor insan, ama öte yandan acaba götürülmemiş olsaydı bugün nasıl bir durumda olurdu? Orada korunduğu gibi burada korunabilse, ait olduğu yerde kalabilse, ziyaretçileriyle buluşabilseydi daha güzel olmaz mıydı? Datça Belediyesi, Knidos Aslanı’nı ve Demeter Heykeli’ni geri almak için 2008’de İngiltere’ye talepte bulunmuş.

IMG_2660-k

Knidos’ta günümüzde yerleşim olmadığı için oradayken gerçekten de o dönemde yaşıyormuş gibi hissedebiliyorsunuz. Bugünün yapıları, manzarayı, büyüyü bozamıyor. Çok güzel bir yermiş yaşamak için gerçekten de… Evet, gitmek biraz zahmetli, ta en uca kadar gitmeniz gerekiyor ama olsun bu da oranın özelliği… Dört bir yanınızın denizlere açıldığı, rüzgara, güneşe, doğayla ilgili her şeye daha yakın hissettiğiniz bu güzel yere yazın gidiyorsanız mutlaka şapkanızı, gözlüğünüzü, bir de su şişenizi yanınızdan eksik etmeyin. İyi gezmeler…

IMG_2689-k

3 Yorum

  1. m.ahmet güven m.ahmet güven

    tebrikler……

  2. seniha seniha

    Bahar eline diline sağlık okurken sanki oraları tekrar geziyormuş gibi oldum cok güzel yazmışsın opuyorum seni başka yazılarını bekliyorum.

  3. Evrim Evrim

    Bahar’cım çok güzel yazmışsın. Daha önce hiç haberim olmayan bir yeri sayende öğrendim. Gözüne, kalemine, zihnine sağlık…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir