İçeriğe geç

Milano: Molto Bella…

Milano ve Lombardiya bölgesi, İtalyan ekonomisinin lokomotifi olarak tarif edilir. Milano, aynı zamanda İtalyan moda endüstrisinin de başkentidir. Bu duyduklarımla gittim Milano’ya ve dört gün boyunca gezdim, gözlemledim, keşfedebildiğim kadarını keşfettim. Sonradan yaptığım araştırmalarda topladığım bilgiler de eklenmiş olarak izlenimlerimi paylaşıyorum. Çok beğendiğim, içinde keşfedecek çok şeyi barındıran bu şık şehir için söyleyebileceğim iki kelime: Molto Bella…

img_5950-k

Milano’yu yaşayan bir organizma olarak düşünürsek kalbinin attığı yer, Duomo Meydanı ve Galleria Vittorio Emanuele II…

img_6628-k

Öyle ki, Duomo Meydanı’yla Scala Meydanı’nı birbirine bağlayan Galleria için Milanolular “il salotto di Milano” (Milano’nun salonu) diyorlarmış. İtalyanların gururu Prada, Gucci, Armani, Dolce & Gabbana gibi dünyanın en ünlü markalarının ve daha birçok markanın mağazalarını burada ve çevresinde bulabilirsiniz.

img_5870-k

img_6639-k

img_6635-k

Moda endüstrisinin kalbinin de burada attığını bu atmosferde hissediyorsunuz. Galleria’nın içinde ise bu his doruğa çıkıyor diyebilirim.

Dünyanın en büyük kiliselerinden biri olan Duomo’nun tepesine çıkıp şehri seyredebilir ve fotoğraf çekebilirsiniz.

img_5972-k2

Yapımı 1386’da başlayan ve yüzyıllarca süren bu Gotik mermer kilise bu nedenle farklı mimari tarzları barındırıyor. Dış yüzeyi ince ince işlenmiş dantel gibi duran kiliseyi içte ve dışta süsleyen yaklaşık 3.500 heykel varmış.

Açılışı 1867’de yapılan ve İtalya Kralı Vittorio Emanuele II’nin adını taşıyan Galleria ise, cam ve demirden yapılmış ve mozaiklerle süslenmiş çok şık bir yapı. Mimar Giuseppe Mengoni’nin eseri bugün lüks mağaza, kafe ve restoranlara ev sahipliği yapıyor.

img_5975-k

Galleria’nın içinde yerde bir boğa mozaiği var ve bu figüre basarak topuğunuzun üstünde dönmenin şans getirdiğine inanılıyor. Boğanın başı hiç boş kalmıyor. Sizin de aklınızda olsun!

img_6634-k

Milano denince ilk akla gelenlerden biri de ünlü Scala Tiyatrosu. Galleria’nın hemen yakınındaki Scala’da bir temsile gidebilirseniz ne harika… Gidemeseniz bile, içini gezmek ve Museo Teatrale alla Scala adlı müzesini ziyaret etmek mümkün. Bir temsil veya prova olmadığı zamanlarda salonu görebiliyorsunuz. Müzede ünlü Macar besteci Franz Liszt’in piyanosu da sergilenen eserler arasında…

img_6608-k

Şehrin en önemli müzelerinden biri, sanatçılar mahallesi olarak bilinen Brera’daki Pinacoteca di Brera… Bu müzede İtalya’nın en değerli resim koleksiyonlarından birini görebilirsiniz. 13. – 20. yüzyıllar arasında yaşamış belli başlı İtalyan ressamların başyapıtlarını görmek ve İtalyan resim sanatı hakkında bilgi edinmek istiyorsanız burası tam size göre.

Dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü eserlerinden biri ve en fazla çoğaltılan dini temalı resmi olma unvanına sahip olan Leonardo da Vinci’nin “Son Akşam Yemeği” de Milano’da. Leonardo da Vinci bu resmi, 1494-98 yılları arasında Milano Dükü Ludovico il Sforza’nın (Ludovico il Moro) siparişi üzerine, Santa Maria delle Grazie Manastırı’nın yemekhanesinin duvarına yapmış. Hazreti İsa’nın çarmıha gerilmeden önce havarileriyle yediği son yemekte onlara “İçinizden biri bana ihanet edecek” dediği anın anlatıldığı resimde, özellikle havarilerin yüz ifadeleri ve el hareketleriyle yansıttıkları duygular beş asırdır insanları büyülemiş, eleştirmenler ve sanatçılar tarafından incelenmiş ve incelenmeye de devam ediyor. Leonardo da Vinci’nin bu resmi yaparken kullandığı teknik nedeniyle resim ne yazık ki günümüze orijinal haliyle ulaşamamış. 18. yüzyıldan beri bir dizi restorasyon geçirmiş. Son olarak da 20 yıldan fazla bir çalışma sonunda 1999’da, üstündeki kirler ve daha önceki restorasyonlarda sürülen boyalar çıkartılarak orijinal eserden günümüze kalanlar ortaya çıkarılmış. “Son Akşam Yemeği”ni görebilmek için mutlaka rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Telefonu +39 02 92800360, web sitesi ise www.cenacolovinciano.net.

img_6466-k

15. yüzyılda inşa edilmiş olan Santa Maria delle Grazie Kilisesi’ne gittiğimde pazar günüydü ve ayinin çıkışına denk geldim. Kilisenin içinin çok etkileyici, adeta büyüleyici bir atmosferi vardı.

CASTELLO SFORZESCO…

Milano’da mutlaka gitmenizi önereceğim bir yer: Castello Sforzesco… Burası yaklaşık 700 yıllık bir kale ve aynı zamanda günümüzde birçok değerli koleksiyona ve sanat eserine ev sahipliği yapan bir müze…

img_6570-k

Rönesans Dönemi İtalyası’nı yöneten Sforza Hanedanı’nın evi olan, sonraki yüzyıllarda ve Milano’nun İspanyollar, Avusturyalılar ve Fransızlar tarafından idare edildiği dönemlerde askeri kışla olarak kullanılan kale, 19. yüzyılın sonunda Luca Beltrami tarafından restore edilerek müzeye dönüştürülmüş ve halka açılmış. Günümüzde Milano’nun ve Lombardiya bölgesinin en önemli yapılarından biri.

Kaledeki Pinacoteca’da (Resim Galerisi) sergilenen yaklaşık 1.500 eser, şehirdeki en önemli koleksiyonlardan biri. Milano’da bu çarpıcı eserlere bakarken sanatı, tarihi, özellikle de İtalyan Rönesans döneminin ruhunu hissetmek çok etkileyici.

img_6546-kimg_6547-kimg_6555-k

Kalenin kocaman bahçesinde yürüyüş yapabilirsiniz. Kalede ayrıca Mobilya Müzesi, Dekoratif Sanatlar Müzesi, Müzik Enstrümanları Müzesi, Mısır Müzesi gibi farklı müzeler ve kütüphaneler bulunuyor.

Castello Sforzesco’da, Leonardo da Vinci’nin de bir eseri var. Milano, Leonardo da Vinci’nin kente gelişini ve bıraktığı eserleri, 1494-99 yılları arasında Milano Düklüğü yapan Ludovico Sforza’ya (Ludovico il Moro) borçlu. Ludovico il Moro, dönemin en ünlü sanatçısı Leonardo da Vinci’yi Milano’ya çağırarak, kalenin “Sala delle Asse” adlı odasının tavanını ve duvarlarını tasarlatmış. Milano Rönesansı’nın son ve en üretken dönemini yöneten ve sanata çok önem veren Dük, kendi düğününü bile Leonardo da Vinci’ye planlatmış. “Sala delle Asse” odasında tavanda iç içe geçmiş dallar ve yapraklar ile duvarlarda dut ağacı kökleri, gövdeleri ve kayalar resmedilmiş. Eserin, Dük’ün bilgeliğini ve sağduyusunu, Sforza Hanedanı’nın ise sağlamlığını ve büyüklüğünü sembolize ettiği sanılıyor. Bu eser, üzeri beyaz boyayla kapanmış olduğu için ancak 19. yüzyılın sonunda keşfedilebilmiş ve gün yüzüne çıkarılmış. “Son Akşam Yemeği” çok ünlü olurken bu eserin pek de bilinmiyor olması ilginç değil mi? Ben gezerken eser restorasyonda olduğu için sadece uzaktan parçalarını görebildim. Umarım siz gittiğinizde ziyarete açılmış olur.

img_6532-k

Castello Sforzesco’da çok önemli bir eser daha var. İtalyan Rönesansı’nın en ünlü sanatçılarından Michelangelo’nun son heykeli de burada sergileniyor. “Pietà Rondanini” isimli bu gizemli heykel, 1564’te Michelangelo’nun vefatından sonra Roma’daki stüdyosunda tamamlanmamış halde bulunmuş bir Hazreti İsa ve Meryem Ana heykeli. 89 yaşındayken hayata veda eden Michelangelo, ölmeden önce 10 yılı aşkın bir süre bu heykel üzerinde çalışmış. İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra Meryem Ana’yı oğluna arkadan sarılmış ve vücudunu taşır şekilde gösteriyor. Eleştirmenler ve sanatçılar tarafından başta bu eserin Michelangelo’nun diğer eserleri yanında sönük kaldığı düşünülse de, sonraları 16. yüzyıl heykel sanatında tek olduğu kabul edilmiş ve sanat tarihinde önemli bir yer edinmiş.

Castello Sforzesco’nun bahsetmeden geçemeyeceğim bir özelliği de, bahçesinde kedilerin yaşıyor olması. Normalde Milano sokaklarında kedi görmediğimiz için bu bana ilginç geldi. Gitmeden önce de internette kedileriyle meşhur olduğunu okumuştum. Ancak kediler Türkiye’dekilerin aksine insanlara pek sokulmuyorlar, uzaktan seyredebilirsiniz. Bununla ilgili bir hikaye olup olmadığını sordum ama görüştüğüm görevli özel bir hikayesi olmadığını söyledi.

Castello Sforzesco’yu gezmeyi bitirdiğinizde muhtemelen acıkmış ve yorulmuş olacaksınız. Önerim, fıskiyeli havuzun olduğu taraftaki kale girişinin hemen yakınındaki Bar Castello’da bir mola vermeniz. Ben lazanya ve dondurmasını çok beğendim. Size de tavsiye ederim.

img_6575-k

Bar Castello’dan çıkınca da mağazaların bulunduğu Via Dante ve Via Orefici boyunca keyifli bir yürüyüşle Duomo Meydanı’na çıkabilirsiniz.

img_6568-k

Kalenin hemen yanı başında çok güzel büyük bir park var, ismi Sempione Parkı. Parkta herkes rahatça dolaşıyor, koşuyor, çimlerde oturuyor. Gece de içinden geçtik, çok güvenliydi. Şehir parklarıyla nefes alıyor. Piazza Sempione’de Paris’teki Zafer Anıtı’na benzeyen bir de anıt var, l’Arco della Pace… Sempione Parkı içinde modacı Roberto Cavalli’nin sahibi olduğu Just Cavalli adlı bir de bar bulunuyor. Gece hayatını seviyorsanız gidebilirsiniz.

img_5879-k
Milano’da eski ve yeninin yan yana gelişiyle ortaya çıkan ilginç manzaralara sık rastlayabiliyorsunuz.

img_5919-k

YEMEK, İÇMEK, MAMMA MIA!

İtalya’da olduğunuz için yemenizin garanti olduğu müthiş makarna ve pizza çeşitlerinin yanı sıra Milano’da yiyebileceğiniz birkaç özel yemek daha var. İtalya’nın kuzeyinde pirinç tarlaları bulunuyor ve risotto çok yeniyor. Milano’ya özgü safranlı Risotto alla Milanese’yi tadabilirsiniz. Çok lezzetli… Ossobuco da Milano’nun spesiyalitelerinden… İtalyancada “delikli kemik” anlamına gelen ossobuco, kemikli dana inciğin, sebzeler, beyaz şarap ve tavuk/et suyuyla pişirilmesiyle yapılıyor. Ayrıca Avusturya’ya yakınlığından dolayı Milano’da gördüğünüze pek de şaşırmayacağınız bir yemek var ki ismi Cotoletta alla Milanese yani Milano usulü schnitzel… Yine dana etinden yapılıyor. Farkı, pirzola gibi kemiğiyle pişiriliyor ve servis ediliyor olması.

img_6180-kimg_6658-kimg_6664-k

Milano’da tatlılar arasında kral koltuğunda tiramisu oturuyor. Ve tabii ki dondurma! Pastanelerde yaygın olarak satılan ve aslen bir Sicilya tatlısı olan cannoli de çok lezzetli. Kahveyle müthiş bir ikili oluşturuyorlar.

img_6591-kimg_5844-kimg_6207-k

Milano’da “aperitivo” çok popüler… Açık büfede sunulan ufak ufak lezzetlerle birlikte içki içiliyor. Aperitivo için Piazza Sempione’deki Living’i tavsiye ederim. Parkın yakınındaki bu mekan çok hoş.

Bar ve kafelerde insanların büyük kadehlerde içtiği turuncu bir içki dikkatinizi çekebilir. İsmi, Aperol Spritz… Çok popüler olan bu içki, Aperol, Prosecco ve sodanın karışımından yapılıyor ve buzla içiliyor. Yanında da patates cipsi yeniyor. Denemenizi tavsiye ederim.

img_6128-k

San Babila Meydanı’nın yakınlarında, Via Bagutta’daki Papermoon restoranı da kesinlikle öneriyorum. Burası İstanbul Akmerkez’de bulunan Papermoon’un orijinali. Hem şık hem de samimi bir atmosferi var. Ayrıca yemekleri de müthiş.

Pizzaları, makarnaları, Risotto alla Milanese’yi tadabilirsiniz. Tatlı olarak da tiramisunun yanı sıra “tarte tatin”i çok beğendim. Menüde bir Pizza Istanbul görmek de şaşırtıcıydı. Mozzarella, stracchino peyniri ve antep fıstığıyla yapılıyormuş.

Çok yakınında, Via Montenapoleone’de bulunan, 1817 yılından beri hizmet veren ünlü tarihi Cova Pastanesi de bir başka özel adres.

img_6082-k

Burada çeşitli çikolatalı ve meyveli tatlı ve pastaların tadına bakabilir, kahvenizi içebilirsiniz.

img_6086-kimg_6092-k

Gittiğimiz diğer iki restoran, Pizzeria Maruzzella ve Il Tavolino’yu da deneyebilirsiniz.

img_6225-kimg_6205-k

Milano’daki “Son Akşam Yemeğimizi” Il Tavolino’da yedik ve muhteşemdi.

NAVIGLI’DE GÜN BATIMI

Milano’da gidilmesi gereken bir yer de Navigli bölgesi. Kanalların bulunduğu bu bölge son yıllarda çok popüler hale gelmiş. Kanalların kıyısında evler, dükkanlar, birçok kafe ve bar var.

img_6103-k

Buraya akşamüstü gidip gün batımı renklerinde bir Aperol Spritz içmenizi tavsiye ederim. Gökyüzündeki renkler, turuncu ve pembelerin suya yansımasıyla harika manzaralar ortaya çıkıyor. Bu dingin ortamda uzun uzun düşünmek, seyre ve hayallere dalmak serbest! Gece de gidebilirsiniz ama epey kalabalık olduğunu söyleyeyim. Tercih sizin…

img_6164-k

İlk olarak 1100’lerde yapılmış olan bu kanallar sistemi, Milano’yu bir zamanlar su yollarıyla ülkenin geri kalanındaki göl ve nehirlere bağlarmış. Resimden mühendisliğe, matematikten mimarlığa kadar birçok alanda üstün yeteneğe sahip olarak dünya tarihine geçen Leonardo da Vinci de bu sisteme katkıda bulunmuş. Da Vinci’den bu kanallar sistemini geliştirmesi ve şehrin merkezine kadar uzanan bir kanallar ağı tasarlaması istenmiş. Leonardo da Vinci de bunu gerçekleştirmiş. Onun icatları, çizim ve notları kendisinden sonra da mühendisler tarafından kullanılmış.

COMO GÖLÜ

Milano Centrale istasyonundan trenle kolayca Como Gölü’ne gidebilirsiniz. Dağlarla çevrili, saklı, sakin, huzurlu, ışıltılı bir su…

img_6239-k

Feribotla gölde dolaşabilir, gölün kıyısındaki Varenna, Bellagio ve Como gibi birbirinden güzel kasabalara gidebilirsiniz.

img_6332-k

Gerçekten doğası muhteşem yerler, yeryüzündeki cennet diyebileceğim kadar…

img_6245-kimg_6321-kimg_6306-k

“Dünya ne kadar güzel” dedirten cinsten.

img_6680-k

Özellikle Varenna bende en fazla iz bıraktı. Hotel du Lac’ın terasında bir kahve için, o sessizlikte göle ve dağlara bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

img_6432-k

****

Birkaç günlük gezime sığanlardı bunlar. Son Akşam Yemeği’ni maalesef rezervasyonum olmadığı için bu sefer göremedim. Ama sonradan düşündüm, o da bir daha gelmek için bahanem olsun, öyle değil mi?

Peki, Milano’nun ruhunu yansıtan şarkı mı? Bindiğimiz takside çalan Milanolu Adriano Celentano’nun bir şarkısı olabilir sanki…

Ci vediamo Milano, tu sei molto bella! Ortaokul ve lise arkadaşlarım Leyla Demirel, Münire Toksöz ve Melda Özkan ile Datça Aktur’dan çocukluk arkadaşım Milano’da yaşayan Ekin Futacı Deambrogio’ya bu gezide bana eşlik ettikleri için çok teşekkür ederim.

img_6215-k

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir